Aram Mahir Taha ile Ehmedê Xanî’nin Işığında Bir Söyleşi
“Söz, zamanın içinden geçerken kendi anlamını derinleştirir.”
Bir metin, mürekkebin donduğu kâğıtta bekleyen bir iz olarak kalmaz; belleğin derin kuyularında, zamanın dağlarında yankılanarak yeniden doğar. Ehmedê Xanî’nin sözleri de bu yankının içinden süzülür. Cizre’nin rüzgârına karışan, dağların suskunluğundan gelen o dizeler, her okunuşta yeni bir şafak gibi aydınlanır; mecazi aşkın ateşinden hakiki ışığa uzanan yol, asırlar boyunca sönmeden sürer.
Ehmedê Xanî, kelimeleriyle bir aşk hikâyesinin sınırlarını aşarak halkının dağınık ruhunu tek bir mesnevide toplamış, dilini yaralı bir kuş gibi göğe salmıştır. Mem û Zîn’in sayfalarında yankılanan o ses, bireyin gönül yangınıyla bir milletin kimlik arayışını aynı nefeste taşır.
Aram Mahir Taha, bir grup aydın ve akademisyenin öncülüğünde yeşeren Înstîtûya Ehmedê Xanî, bu kadim ateşi bugünün havasıyla yeniden harlayan, küllerinden taze alevler çıkaran bir odak hâline gelir. Burada metinler rafların tozlu uykusundan uyanır, arşivlerin sessizliğinde soluk alır ve çağın düşünsel rüzgârıyla yeniden hareket kazanır.
Bu söyleşi, o hareketin içinde şekillenir: Xanî’nin sözlerinin derinliklerinde dolaşmak, bir şairi anmanın ötesinde, onun düşüncesini bugünün gönül ve akıl coğrafyasında yeniden karşılamak ve yarına uzanan bir köprü kurmaktır.
“Hafıza, kendiliğinden var olan bir şey değildir, emekle kurulan bir alandır.”
Enstitü fikrinin ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız? Ehmedê Xanî üzerine bir enstitü kurma düşüncesi hangi tarihsel, kültürel ve düşünsel ihtiyaçların içinden şekillendi? Bu fikri doğuran eksiklik hissi nasıl tanımlanabilir?
2012 yılında Norveç/Oslo’da katıldığım uluslararası bir konferansta tanıştığım yedi Avrupalı akademisyene hediye ettiğim Mem û Zîn’e bir süre sonra dönüş yapan bu şahsiyetler, ortak yazdıkları bir mektupla Ehmedê Xanî adına bir enstitünün eksikliğine işaret ederek birlikte bir çalışma yapma önerisiyle geldiler. Ben de bu öneriyi memnuniyetle kabul ederek aralarında Sayın Necdet Takva’nın da bulunduğu bir grup Kürt şahsiyetle paylaştım ve ortak bir konsensüsle Avrupa Birliği Kültür Dairesi’ne ve İsveç Kültür Bakanlığı’na başvurduk. Başvurumuzdan altı ay sonra aldığımız cevapla Înstîtûya Ehmedê Xanî resmen kurulmuş oldu.
Tarihteki pek çok önemli şahsiyet, yaşadığı dönemde yeterince anlaşılamamış ve hak ettiği değeri görmemiştir. Ehmedê Xanî de kendi yaşadığı dönemde hak ettiği değeri görememiştir. Büyük bir düşünür olan Xanî, son yıllarda ilgi odağı olmaya, edebi ve entelektüel yönü anlaşılmaya başlanmıştır. Ehmedê Xanî Arapça, Farsça ve Türkçeyi ana dili Kürtçe kadar iyi bilen ve bu dillerde şiir yazacak kadar usta olan biriydi.
Çocukluğundan itibaren ilme yönelmiş ve hayatı boyunca ilim ile iç içe olmuştur. Xanî, Kürtçenin Arapça ve Farsçadan geri kalır bir yanının olmadığını kanıtlamak istemiştir.
Bu amaçla Kürt halk öyküleri üzerine eğitim vermiş ve alışılmış geleneklerin dışına çıkarak Arapça ve Farsça yerine Kürtçeyi eğitim dili olarak kullanmıştır. Eserlerinde Kürtçeyi büyük bir titizlikle kullanması, özellikle kimi klasik kavramların anlamlarını yüceltmesi, Xanî’nin dile ne kadar hâkim olduğunu ve klasik bir edebiyat taraftarı olduğunu göstermektedir.
Bizler de Xanî’yi daha iyi tanımak, halkımıza ve özellikle yeni kuşaklara ve dünyaya daha iyi tanıtmak amacıyla Enstitüyü önce İsveç’in başkenti Stockholm’de, sonra da Sayın Necdet Takva ve bir grup arkadaşla birlikte Van’da şubesini açtık. Xanî, edebiyatı milletin aynası olarak kullanmış ve günümüze çok önemli bir miras bırakmıştır. Bu miras bugün dünya edebiyatları arasında hak ettiği yere doğru ilerlemektedir. Bizler de bu yolun takipçileri olarak yola çıktık.
“Bir metnin gücü, farklı çağlarda yeniden okunabilmesindedir.”
Bu enstitü hangi sorumluluğu üstleniyor? Yapılan çalışmaların temel yönelimi yalnızca akademik üretim midir, yoksa daha geniş bir kültürel yeniden kurma sürecini mi ifade eder? Metin, arşiv ve düşünce arasındaki ilişki nasıl tanımlanıyor?
Ehmedê Xanî (1651 Bayezid – 1707 Bayezid), Kürt milletseverliğinin düşünsel kurucusu olarak kabul edilen bir Kürt aydın, bilgin, mistik ve şairdir. Mem û Zîn en önemli eseridir. Diğer eserleri Nûbiharan Biçûkan ve Eqîdeya Îmanê sayılabilir. Bu eserler Xani döneminden 1930’lara kadar Kürt medreselerinde okutulmuştur.
Ehmedê Xanî, Kürt dünyasının ve Ortadoğu’nun büyük edebiyat ve düşün ustalarından biridir. Doğu’da A’şa, İmrul Kays, Hafız-ı Şirazi, Sadi-i Şirazi, Ömer Hayyam, Fuzuli, Firdevsi; Avrupa’da Goethe, Shakespeare, Dante, Cervantes kendi edebiyat, dil ve kültürleri için ne kadar önemliyseler, Ehmedê Xanî’nin de Kürt halkı, Kürt dili, Kürt edebiyatı ve Kürt kültürü için önemi odur.
Buradaki en temel hedef Xanî’yi halkımız ve coğrafyamızın bütününde daha iyi tanımak, tanıtmak ve onu uluslararası alana taşıyarak hak ettiği değeri kazandırmaktır.
Mem û Zîn, bizlerin de inisiyatif ve çabalarıyla son 4–5 yıl içerisinde 21 uluslararası dile çevrilmiş, bugüne kadar Avustralya’dan Yunanistan’a kadar yaklaşık 464 uluslararası kütüphanede yerini almıştır.
“Dil, düşüncenin şekil bulmuş hâlidir.”
Ehmedê Xanî’nin metinleri bugünün düşünsel dünyasında nasıl bir karşılık buluyor? Onun yazdıkları çağdaş okuma biçimleriyle karşılaştığında nasıl yeni anlam katmanları ortaya çıkıyor? Bu karşılaşma, metni nasıl dönüştürüyor?
Ehmedê Xanî’nin en önemli özelliği yurtsever ve halkçı oluşudur. Kürtlerde yurtsever ve halkçı düşüncenin öncüsü olarak kabul edilir. Kürtlerin birliği, Kürtlerin diğer halklar gibi özgür yaşaması, Kürt kültürü ve dilinin özgürce gelişmesi için ısrar eder ve mücadele eder.
Tüm bunları sağlamanın yolunun çağdaş bir millet olmaktan geçtiğine inanır. Kürtlerin aslında hiçbir yönüyle komşu halklardan geri olmadığını, yalnızca birlik ve iyi yöneticilerden yoksun olduğunu savunur. Bu nedenle şiirlerinde komşu halkların sanatıyla, dilleriyle yarışır ve bununla Kürtlerin sahip olduğu yeri dile getirir.
Xanî, bazı şiirlerinde her bir mısrayı farklı bir dil ile yazarak (Kürtçe, Arapça, Farsça ve Osmanlıca) bizlere edebiyat dilinde de eşitliği savunduğunu göstermiştir. Ancak Ehmedê Xanî’de başka halkları karşısına alan bir milliyetçiliğe rastlanmaz. Tam tersine eşitlik vardır. Komşu halkların kültürel, tarihsel ve dinsel yakınlıklarını kardeşlik olarak görür.
Bugünün dünyasının, insanlığın en büyük ihtiyacı olan barış, demokrasi ve özgürlük, Xanî’nin üç yüz yıl önceki düşünce dünyasında açıkça görülmektedir.
“Kurulan her enstitü, hafızanın sürekliliğini yeniden örgütler.”
Xanî’nin eserlerinde sizi en çok etkileyen düşünsel yapı nedir? Onun metinlerini yalnızca edebi bir üretim olarak değil, aynı zamanda bir düşünce sistemi olarak değerlendirdiğinizde hangi katmanlar öne çıkıyor?
Xanî, Kürtlerin özel sorunlarını ve sıkıntılarını konu edinen ilk kişi değildir. Bu konuda kendisinden önce yaşamış olan Eli Herirî, Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran ve Melayê Bateyî gibi klasik Kürt şairlerini takip etmiştir.
Ancak onu benzersiz kılan, Mem û Zîn’de bulunan bilgi çeşitliliğini başka hiçbir edebî şahsiyetin bu düzeyde yansıtamamış olmasıdır. Kürtlerin tarihi ve özellikle kimlik sorunları birçok hikâye ve eserde ele alınmıştır; ancak yalnızca Xanî, Mem û Zîn ile Kürtlerin iç ve dış bölünmüşlüğünün derin insani ve toplumsal boyutlarını tüm karmaşıklığıyla tasvir edebilmiştir.
Bu bağlamda yalnızca coğrafi konum ve tarihsel olaylar gibi dış unsurlara odaklanmaz; aynı zamanda Kürtlerin karakter özelliklerini de büyük bir hassasiyetle anlatır. Cesaret, cömertlik, dostluk bağlılığı gibi olumlu niteliklerin yanında; anlaşmazlıklar ve birlik eksikliği gibi olumsuz yönleri de gösterir.
Şair burada kendi yaşam deneyimlerinden de yararlanmıştır. Xanî’nin doğumundan birkaç yıl önce Kürtlerin yaşadığı topraklar Osmanlılar ve Safeviler arasında bölünmüştür. Bunun sonucu olarak Kürt aileleri dahi farklı taraflara ayrılmıştır. Her iki tarafta da merkezî güçler Kürt beyliklerini kendi çıkarları için birbirine karşı kullanmıştır.
Bu durum karşısında Xanî, halkına çağrıda bulunur: sahip oldukları olumlu nitelikleri kullanarak bu iki büyük imparatorluğun baskısından kurtulmalı ve kendi başlarına bağımsız bir güç hâline gelmelidirler. Ona göre Kürtler bunun için gerekli tüm özelliklere sahiptir; eksik olan tek şey birliktir.
Şairin bu içten düşünceleri, aradan geçen üç buçuk yüzyıla rağmen bugün de geçerliliğini korumaktadır. Kürtler hâlâ bu metinlerde kendilerini tanımakta ve bu destanı tarih ile gelecek arasında bir köprü olarak görmektedir. Xanî’nin popülerliği yalnızca şiirsel gücünden değil, aynı zamanda bir filozof ve sûfî olarak duruşundan da kaynaklanır.
“Bir düşünce, aktarıldığı kadar yeniden üretildiğinde yaşar.”
Enstitü bünyesinde yürütülen çalışmalar hangi alanlarda yoğunlaşıyor? Çeviri, arşivleme, metin çözümleme ve yayın süreçleri nasıl bir bütünlük içinde ilerliyor? Bu çalışmalar arasında nasıl bir ilişki kuruluyor?
Ehmede Xani, Kürt dünyasının ve Ortadoğu’nun büyük edebiyat ve düşün ustalarından biridir. Doğu’da A’şa, İmrul Kays, Hafız-ı Şirazi, Sadi-i Şirazi, Ömer Hayyam, Fuzuli, Firdevsi; Avrupa’da Cervantes, Dante, Goethe, Shakespeare kendi edebiyat, dil ve kültürleri için ne kadar önemliyseler, Ehmede Xani’nin de Kürt halkı, Kürt dili, Kürt edebiyatı ve Kürt kültürü için önemi odur.
Bizlerin de halk olarak bu alandaki en büyük arzusu, Ehmedê Xanî ismini Cervantes (1547-1616), Goethe (1749-1832), Dante (1265-1321) ve Shakespeare (1564-1616) isimleri gibi sürekli inşa etmek, yüceltmek ve kurumlaştırmaktır.
Tüm belirlemeler ışığında bizlerin yapması gereken Ehmede Xani hakkındaki çalışmaları sistemli bir hale getirmek ve öncelikli olarak yeni kuşaklara ve en geniş kitlelere ulaştırılmasının koşullarını yaratmaktır. Bu bağlamda hedefimiz EHMEDÊ XANÎ Enstitüsü’nün kuruluşu ve onun yayın organı Xanîname’nin yayın hayatına sokulmasıdır.
EHMEDÊ XANÎ ENSTİTÜSÜ ve XANÎNAME’nin temel görevi; Ehmedê Xani ve eserleri hakkında bugüne kadar dergi ve gazetelerde yayınlanan yazı, yorum ve haberleri derleyerek yayınlamak, panel ve seminerler düzenlemek, bir kütüphane ve arşiv oluşturmak ve buna paralel olarak yeni araştırmaları teşvik etmek ve desteklemektir.
Bu yapılanmadan alınacak güçle Xanî araştırmaları yapmak, yapanlara destek vermek ve sürece bağlı olarak bir kütüphane ve arşiv kurmak da esas hedefler arasındadır.
Enstitünün en temel görevlerinden biri de klasik Kürt edebiyatının temellerini atan Baba Tahir Uryan, Eli Herirî, Melaye Cizîrî, Feqiyê Teyran ve Mela Bateyî gibi isimlerin tanınmasına ve tanıtılmasına katkı sunmaktır.
Ehmedê Xanî’nin yaşamı boyunca en çok önemsediği ve emek verdiği anadilimiz Kürtçe ’ye, Kürt kültürüne sahip çıkmak ve onun korunmasına, gelişimine ve tanıtımına hizmet etmek enstitü olarak en çok önem verilen alandır.
“Düşünce, yalnızca korunmaz; yeniden kurulduğunda canlı kalır.”
Genç kuşakların Ehmedê Xanî ile kurduğu ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni kuşak bu metinlerle nasıl bir temas kuruyor? Bu temasın güçlenmesi için nasıl yollar izlenebilir?
Burada en temel görev tabi ki bizlere düşüyor. Xanî’yi öncelikle bizlerin daha iyi öğrenip kavraması gerekiyor. Yüzyıllardır ihmal edilen bir gerçeklik var.
Mem û Zîn’in birçok yabancı dile çevrilmesi, filminin yapılması, tiyatro oyununun hayata geçirilmesi yeterli olmasa da yeni kuşaklarda bir ilgi oluşturdu. Yapılan konferanslar, üniversitelerde oluşturulan Kürtçe okuma grupları ve beş üniversitede açılan Kürtçe kürsüler kayda değer bir etki yarattı.
Bunlar yeterli değildir. Ancak on yıllar, yüz yıllar boyunca ihmal edilen konuları bir anda gündeme taşımak da zaman alır. Bizler bu alanda ulusal ve uluslararası imkânlarla çalışmayı sürdürmek zorundayız.
“Gelecek, kendisine bırakılan mirası anlayabilenlerin ellerinde şekillenir.”
Enstitünün geleceğe dair hedefleri nelerdir? Uzun vadede bu çalışmaların kültürel ve akademik alanda nasıl bir etki yaratması hedefleniyor? Xanî’nin düşünsel mirası nasıl bir süreklilik içinde taşınacak?
Yukarıda da belirttiğim gibi; Ehmedê Xanî’yi öncelikle bizim daha iyi anlamamız ve bugünkü önemini kavramamız gerekir. Ertelenmiş ve eksik bırakılmış tarih ve kültür sayfalarının yeniden açılması büyük bir sorumluluktur.
Şiirden pedagojiye, tarihten astrolojiye, felsefeden tasavvufa kadar geniş bir perspektifte üretim yapan bu düşünce insanını tüm yönleriyle görünür kılmak bir zorunluluktur.
Bu temelde ulusal ve uluslararası ölçekte bir seferberlik stratejisiyle, Xanî ve mirası gündeme taşınacaktır. Yeni enstitü şubeleri, üniversiteler bünyesinde kürsüler, tez çalışmaları, kitap, dergi, sergi, konser, tiyatro ve benzeri kültürel faaliyetler bu sürecin parçaları olacaktır.
Özcesi henüz yolun başındayız; yapılacak çok iş var. Tüm halkımızı bu çalışmalara davet ediyoruz. Hepimizin sorumluluk alması gereken tarihsel bir süreçten geçiyoruz.
“Bir halkın hafızası, metinlerini yeniden kurma ısrarında varlığını sürdürür.”
Ehmedê Xanî’nin metinleri geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir miras olmaktan öte; her yeniden okunuşta zamanın rüzgârıyla yeniden kanatlanan, bugünün gönül coğrafyasında yeni yankılar bulan canlı bir nefes taşır.
Aram Mahir Taha ve bir grup aydın ve akademisyen öncülüğünde yürüyen Enstitü çalışmaları ise bu kadim ateşi harlamaya, küllerini dağıtmamaya ve her çağın soluğunda yeniden tutuşturmaya adanmış bir çabadır.
Bu çaba, metni sabitlemeden onu düşüncenin akışında özgür bırakma iradesidir. Sözler, yazıldıkları yerde değil, her yeni okumada yeniden doğar. Böylece bir halkın hafızası, metinlerini yeniden kurma ısrarında varlığını sürdürür ve dağların suskunluğunda bile fısıldamaya devam eder.
“Söz, hatırlanmakla yetinmez; her çağda yeniden kurulduğunda yaşamaya devam eder.”
Kaynak: https://www.vanhaber.tr/mesnevinin-tarihin-derinliginde

